İNGİLİZCE_ALMANCA_TÜRKÇE SÖZLÜK

İngilizce Almanca Türkçe Sözlük
Kelime:
Sözlük:
© www.sozluk.web.tr

29 Mayıs 2012 Salı

SU SAVAŞLARI GELİYOR



Su ile gıda arasında güçlü bir bağlantı vardır. Hepimiz günde çeşitli şekillerde

ortalama 4 litre su tüketiriz. Bir günlük gıda üretimimiz için ise bunun 500

katı, yani 2000 litre su gerekir. Bu da kullanılan suyun %70 inin neden

sulamaya gittiğini açıklar. Kalan %20 sanayide, %10’u da konutlarda

kullanılır. Talep artmakta olduğundan sektörler arası rekabet de artmakta,

kaybeden taraf hep tarım olmaktadır.

Tekrar tekrar aynı hikaye ile karsılaşıyoruz: petrolde ve minerallerde olduğu

gibi üstel büyüme suda da küresel ölçüde sorun yaratmaktadır. Akıllı

mühendislikle artık istenen miktarda bütün suyu dünyanın her yerine

götürmek mümkün değil, kısacası su yetmiyor.

Suya olan talebin artısı nüfus artısı ile paralel ilerlemektedir. Her yıl dünya

nüfusuna katılan 8,3 New York’a eşdeğer 70 milyon kişi karnını doyurmak

zorundadır. Örneğin 1 kilo buğday üretimi için 1000 litre su harcanır.

1/1000’lik bu oranın nüfus artısıyla birleşmesi dünya çapında talebi

arttırmaktadır.

En fazla aşina olduğumuz su kaynakları göller, akarsular, barajlar seklinde

yüzeydedir. Bunların en güzel tarafı kendilerini yağan yağmurlarla, karlarla

yenilemeleridir. Yalnızca su son 40 yılda dünya nüfusu iki katın üstüne çıktığı

için bu kaynaklar yeterli olmaktan çıkıp yetersiz olma yolundadır. Neredeyse

bütün önemli akarsulara barajlar kurulmuş, setler çekilmiş, yolu değiştirilmiş

veya bölünmüş, bazı küçük akarsular da hepten kurumuştur. Mesaj açıktır. Su

kaynakları nüfusta yeni bir ikiye katlanmayı kaldıramaz. Eninde sonunda su

nüfus artısına ve ekonomik büyümeye sınır getiren baslıca faktör olacak.

Öte yandan, en önemli su kaynakları Akifeler halinde toprağın altındadır.

Akifeler göz önünde olmadıklarından pek az kişi oralarda neler olup bittiğinin

farkındadır. Oysa bunlar da hızla tükenme yolundadır.

Aslında Akifeler de petrol gibi binlerce yılda oluşmuş fosil kaynaklardır.

Kendini yenilemesi ultra yavaş olduğundan bir kere tükendi mi geri dönüsü

yoktur. Buna rağmen dünyanın her yerinde sürdürülemez oranlarda yer yüzüne

pompalandıklarından bir süre sonra yeterli su sağlayamaz durumu

geleceklerdir.

Amerika’nın ihraç ettiği her bir ton tahıl aslında bin ton su demektir. O yüzden

bazı kurak ülkeler tahılı kendi çatlamış topraklarında yetiştirmeye

çalışmaktansa ithal etmeyi tercih etmektedirler. Yeni kuyular açmaktan veya

tuzlu suyu arıtmaktan daha ucuzdur.

Akifeler olmazsa, Suudi Arabistan’daki gibi kurak tarım alanları tamamen

terk edilir, daha ılıman bölgeler de susuz tarıma dönmek zorunda kalırlar ki bu

da verimde önemli düşüş demektir.

Yarın öbür gün tahıl kıtlığının nerelerde yoğunlaşacağını tahmin etmek için

bugün suyun nerelerde azalmakta olduğuna bakmak yeter. Dünyanın en

kalabalık ülkeleri olan Çin, Hindistan, Pakistan ve Meksika’da, Orta Dogu ve

Kuzey Afrika’nın tamamında yer altı suları hızla tüketilmektedir.

Bu değerli kaynağın böylesine çarçur edilmesinin bedelini ödemenin vakti

gelmektedir. Sonuç hem bu ülkeler için hem de önemleri dolayısıyla tüm

dünya için felaket olacaktır demek abartı değildir.

Su sıvı olduğundan ve kolayca aktığından bir özelliğinin farkında olmayız hiç;

su ağırdır. Kenarları 1 m olan bir küp su 1 ton çeker. Aşağı akısı kolaydır ama

yukarı çekmeye kalktığınızda ağırlığını fark edersiniz.

Suyu çok derinlerden yeryüzüne çıkarmak enerji yoğun bir işlemdir. Tarımda

kullanılan enerjinin %13’ü sulamaya gider. Hindistan’ın bazı bölgelerinde

kullanılan toplam enerjinin yarısı git gide derinlere kaçan suyun çıkarılmasına

harcanmaktadır. Akifeler boşalıp kuyular derinleştikçe harcanan enerji miktarı

da artacaktır ki bu da artan petrol fiyatlarıyla paralel gıda maliyetlerine

yansıyacaktır.

Bizatihi enerji üretiminde de çok su harcanır. Nükleer ve kömür santrallerini

soğutmak için muazzam miktarda su kullanırlar. Bir kilo watt saat elektrik

üretimine 8 litre su gider. _sin tuhafı en fazla suyu hidroelektrik santralleri

“tüketir” zira barajlarda buharlaşma yoluyla çok fazla su kaybı olur.

Bulunduğumuz noktada sormamız gereken şey “Su kaynaklarımızı sürekli

büyümeye imkan verecek şekilde nasıl yönetebiliriz?” değil, “Su kullanımımız

bir gün sınıra ulaşacağına göre bu sınıra kendi şartlarımızla mı yaklaşmalıyız

yoksa doğanın şartlarıyla mı? ” olmalıdır.

7 milyarı asan ve bu hızlı artışla 2050 de 9 milyar olması beklenen dünya

nüfusu artan su ihtiyacını nereden karşılayacak? Uluslar su için kavgaya, hatta

savaşa girecekler mi? Su kıtlığında ve dolayısıyla mahsul ve gıda kıtlığında

neler olabileceğini tahmin etmek güç değil. Onun için ne pahasına olursa olsun

Büyüyelim mantalitesini terk etmenin zamanı çoktan geldi.

www.ozetkitap.com



10 Mayıs 2012 Perşembe

OKUMANIZ GEREKEN BİR HİKAYE

KESİNLİKLE OKUMANIZ GEREKEN BİR HİKAYE OKUDUKTAN SONRA ZATEN PAYLAŞIRSINIZ




Yıl 1943.

Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok.



... Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:



“Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.



– Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu?

– Alıyorum.

– Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten…



23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.



O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir.



Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var.



O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası da olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır.



İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İare Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.



Kütüphaneye de bir yazı asar:



“Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.”



Köydeki çocuklar şaşırır.

Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var.



Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.



“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.



Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir.



Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.



Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar.



Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor.



Zenith ve Singer’e mektup yazar:



“Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.



Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.



Girişimcilik ne biliyor musun?



Bulunduğun yere yenilik katmalısın.



Mutlaka adım atmalısın.



Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.



Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.



www.kitaptiri.com



OKUMAK VE OKUTMAK ADINA GÜZEL BİR ŞEYLER OLUYORSA

NE MUTLU BİZE...Devamını Gör

Beğenmekten VazgeçBeğen · · Paylaş

27 Nisan 2012 Cuma

DÜNYA SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR YÖRÜNGEDEN NE KADAR UZAKLIKTA?








Brundtland Raporu’ndan, 1992’de Rio de Janeiro, Brezilya’da düzenlenmiş olan

... Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’ndan (Rio Dünya Zirvesi) ya da Rio

ilkelerinin teyit edildiği 2002 Johannesburg Zirvesi’nden bu yana gerçekten ne değişti?

1990 – 2010 arasında gerçekleşen değişimlere genel eğilimler açısından bakarsak;

Ozon tabakasının incelmesi önemli ölçüde yavaşlamıştır, 1980 öncesi

seviyelerine 2060 ile 2075 arasında döneceği tahmin edilmektedir.

Antarktika üzerinde büyük bir ozon “deliğinin” fark edildiği 1980’lerin sonlarından

itibaren, dünyanın koruyucu tabakası olan stratosferik ozonun incelmesi en önemli

çevresel kaygılardan biri haline gelmiştir. Ozon tabakası giderek iyileşmekte..

1992-2010 döneminde dünya ekonomisinin toplam GSYİH’sı %75 ve kişi

başına geliri % 40 büyümüştür ancak dünya nüfusun en zengin %10'luk kısmının

ortalama geliri en yoksul %10’luk kısmın gelirinin yaklaşık dokuz katıdır.

Gelişmekte olan ülkelerde 2000 ve 2008 yılları arasında yetersiz beslenen

insan sayısı yaklaşık 20 milyon artmıştır. Başta Afrika ülkeleri olmak üzere açlık

artmaya devam etmektedir.

Dünyada 7 milyar nüfusu bile rahatça besleyecek yeterlilikte küresel gıda üretimi

gerçekleştirilmektedir. Ancak, gıdaya ulaşım bir sorun olarak devam etmektedir. Bir

yandan açlık giderek artarken diğer yandan gıda fiyatları da sürekli artmaktadır.

Her yıl 5,2 milyon hektar orman alanı kaybedilmektedir.

Kaybedilen ya da dönüştürülen orman alanları 1990’larda yıllık yaklaşık 16 milyon

hektar iken, 2000-2010 yılları arasındaki kayıplar yıllık yaklaşık 13 milyon hektardır.

Ormansızlaşma oranı azalma belirtileri gösterse de, dünya hala alarm verici şekilde

orman alanlarını kaybetmektedir.



Dünya nüfusunda toplam yetişkinlerin %16’sı - 793 milyon insan (üçte ikisi

kadın) hala temel okuma yazma becerisine sahip değildir.

1999-2008 döneminde okur-yazarlık oranları artmasına rağmen artış oldukça yavaş

seyretmektedir.



En az gelişmiş ülkelerde bu artış 6 yıl olarak gerçekleşmişken, bu ülke vatandaşları

dünya ortalamasından 11 yıl daha az yaşamaktadır



884 milyon kişi temiz suya erişimden yoksun ve dünya nüfusunun sadece

57’si temiz içme suyu elde edebiliyor.

Dünya nüfusunun %20’sinin, yani 1,3 milyardan fazla insanın, güvenilir

elektriğe erişimi yoktur.

2,7 milyar insan ise hala pişirme ihtiyaçları için geleneksel biyoyakıt kullanmaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda, ısınma ve ulaşımda kullanılan yenilenebilir enerjinin payı artmış ve

küresel toplam enerji tüketiminin %16’sına ulaşmıştır.







_ Dünya enerji ihtiyacı 2010 yılında %5 artmıştır. Yani, CO2 emisyonu yeni bir rekora

taşındı.

_ Fosil kaynaklı yakıtların kullanımını gerektiren projelere verilen devlet sübvansiyonları

400 milyar Dolar’ a ulaştı. Buna rağmen elektriğe ulaşımı olmayan insan sayısı aynı

kaldı. Dünya nüfusunun %20 si hala elektrik kullanamıyor. Bu yüzdenin sayısal

karşılığı: 1,3 milyar insan.

_ OECD üyesi olmayan ülkeler nüfus artışının %90’ından, ekonomik büyümenin %70

inden ve 2010 – 2035 arasında ortaya çıkacak olan enerji ihtiyacının %90’ından

sorumlular.

_ 2035 yılında Çin’ in kişi başı enerji tüketim miktarı Amerika’nın yarısı seviyesinde

olurken toplam enerji tüketimi Amerika’ dan %70 daha fazla olacak.

_ Yenilenebilir enerji, enerji ihtiyacındaki artışın ancak yarısını karşılamaya yetiyor.

_ 2017 yılına kadar gerekli önlemler alınmadığı takdirde 2035 yılında beklenen ısı artışı:

6oC. Aynı senaryo önlemler alınsa bile 2oC’lik bir ısı artışını öngörüyor.

_ Kritik CO2 salınımının %80 ine çoktan ulaşılmış durumda; enerji ihtiyacı hızla artarken

enerji verimliliği ile ilgili maalesef önemli bir başarı elde edilemedi. Bunun manası şu:

2035 yılı için öngörülen CO2 emisyonuna 2017 de ulaşılmış olacak.



2030 yılında dünya nüfusunun en az 1.3 milyar kişi daha artacağı, gıda ‘da % 50, su’da

% 40, enerji’de %35 oranında bir açığın oluşacağı bugünden biliniyor ise; daha ne

bekliyoruz? 2030’larda; açlık ve susuzluktan komşu ülkelere 100 milyonlarca insanın

zoraki göçlerini engellemek için çıkacak savaşları mı?



www.ozetkitap.com

Devamını Gör

http://www.ozetkitap.com/

www.ozetkitap.com

16 Nisan 2012 Pazartesi

BİZİ BÜYÜK BİR SAVAŞ BEKLİYOR

Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu




LÜTFEN BU METNİ SABIRLA SONUNA KADAR, ÖNYARGISIZ OKUYUN, İSTERSENİZ PAYLAŞIN... HANGİ ZEMİNİN ÜZERİNDE OTURDUĞUNU VE HANGİ MİRASI ALDIĞINI BİLMEYEN SADECE BAŞKALARININ KÖLESİ OLUR... İşte o müthiş metin:



Atatürk'ten İsmet Paşa'ya





"SEVGİLİ Paşam, Cumhuriyet'in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Başdelegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.



Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz. Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda. Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız.



Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet'le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor. Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı % 60'ı geçiyor.



Nüfusun % 80'i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe. Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir'in bazı semtlerinde var. Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan'dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek.



İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet'in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor. Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler. Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz.



Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı. Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı. Cumhuriyet'e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız. Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız.



Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun!"





Tarih 30 Ekim 1923... Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa'yı Köşk'e davet eder. Ülkenin genel durumu hakkında hazırlattığı raporları İsmet Paşa'ya böyle sunar. Atatürk ve arkadaşlarının devraldıkları ülke işte böyle perişan durumdaydı. 10 Kasım'da parlak nutuklar atarak, bağlılıklarımızı bildirerek andığımız Atatürk'ün nasıl bir mucize yarattığının bilincinde miyiz? Bugün ona sahip çıkabiliyor muyuz? Yoksa sadece nutuk mu atıyoruz?





(*) Cumhuriyet-Türk Mucizesi, ikinci kitap-TURGUT ÖZAKMAN

— Göksal Sönmez ile birlikte.



1 Şubat 2012 Çarşamba

ÇOCUĞUNU DİNLEMEYEN ANNE VE BABALAR YÜZÜNDEN HAPİSHANELERİMİZ TIKLIM, TIKLIM DOLUDUR.


Dinlemeyen toplum olunca, tanınmayan toplum oluruz ve o toplumda yetişen insanlar kendi değerlerini bulamazlar.



Ailede dinlenmeyen çocuk,kendisini dinleyen arkadaşlarına uyar.Kötü alışkanlıkları onlara uyarak geliştirir.Gençleri dinlemeyen toplum ancak suç işlediği zaman onları varsayar ve polisiyle hapishanesiyle onları karşılar.

Kaynak :Doğan CÜCELOĞLU İçimizdeki Biz kitabının (sayfa 209 )



30 Ocak 2012 Pazartesi

BAŞARININ SIRRI



Bir şeyi başarmak istiyorsan, risk alınmalıdır, çünkü yaşamda en büyük tehlike hiç risk almamaktır.Hiç risk almayan kişi, hiçbir şey yapamaz, hiçbir şey elde edemez ve hiçbir şey olamaz. Acı çekmekten kaçınabilir, ama elbette öğrenemez, gelişemez duyumsayamaz, değişemez, sevemez yaşayamaz.Kendi zincirlerine bağlanmış bir köledir. Özgürlüğü yitirmiştir.



Kaynak: John Maxwell ‘IN Kazanan TUTUM kitabı sayfa (84)



5 Ocak 2012 Perşembe

Moore Yasası Nedir.

Moore YasasıVikipedi, özgür ansiklopediAtla: kullan, ara




Moore YasasıMoore Yasası, Intel şirketinin kurucularından Gordon Moore'un 19 Nisan 1965 yılında Electronics Magazine dergisinde yayınlanan makalesi ile teknoloji tarihine kendi adıyla geçen yasa.



Her 18 ayda bir tümleşik devre üzerine yerleştirilebilecek bileşen sayısının iki katına çıkacacağını, bunun bilgisayarların işlem kapasitelerinde büyük artışlar yaratacağını, üretim maliyetlerinin ise aynı kalacağını, hatta düşme eğilimi göstereceğini öngören deneysel (ampirik) gözlem.



1965 yılında, "mikroişlemciler içindeki transistör sayısı her yıl iki katına çıkacaktır" diyen Moore, daha sonraları 1975 yılında bu öngörüsünü güncellemiş ve her iki yılda bir iki katına çıkacak şekilde düzeltmiştir. Moore "18 ayda bir" ifadesinin de kendisi tarafından söylenmediği konusunda da ısrar etmiştir. Kendisi tarafından hiçbir zaman yasa olarak tanımlanmayan ifadesi, Kaliforniya Teknoloji Üniversitesi profesörü ve yüksek ölçekli indirgeme konusunun öncülerinden biri olan Carver Mead tarafından bu şekilde adlandırılmıştır.



Sözün ilk söylendiği 1965 yılından bu yana bu yasa çoğunlukla geçerli olmuştur. Yasa temel olarak bir tümleşik devrenin fiziki boyutunun devreyi oluşturan transistör sayısının karesiyle değiştiği anlamına gelir. Örneğin tümleşik devre bünyesindeki transistör sayısı iki katına çıkarsa devrenin boyutu dört katına çıkar.



Optik litografi yöntemi ile üretilen tümleşik devrelerde günümüzde silisyum yongalar üzerinde 65 nanometre (1 nanometre = 10-9m) boyutuna kadar büyüklüklerde, yani yaklaşık olarak 600 silisyum atomu boyutunda yapılar oluşturulabilmektedir. Kullanılan morötesi ışık dalga boylarının, atom fiziksel boyutlarının sınırlılığı ve küçük yapıların yüksek frekanslarda çalıştırılmasında ortaya çıkan çalışma düzensizlikleri, yeni bir tümleşik devre teknolojisi geliştirilemez ise Moore yasasının kısa bir süre içerisinde geçerliliğini yitireceğini göstermektedir.



Gordon Moore, 13 Nisan 2005 tarihinde kendisi ile yapılan bir söyleşide, öngörüsünün kısa bir zaman içinde geçerliliğini yitirebileceğini ifade etmiştir.



Nisan 2005'te Intel firması 19 Nisan 1965 tarihli Electronics Magazine dergisi sayısını satın almak için 10.000 ABD Doları teklif etmiştir

Bu Kaynak Adresi:http://tr.wikipedia.org/wiki/Moore_Yasas%C4%B1